12 Temmuz 2015 Pazar

Atatürk'ten İsmet Paşaya Mektup;

“Sevgili Paşam!
Cumhuriyet’in ilk Başbakanı olarak seni düşünüyorum.
Dur, hiç itiraz etme.
Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.
Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun.
Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim.
Bize geri, borçlu ve hastalıklı bir vatan miras kaldı.
Yoksul bir köylü devletiyiz.
Dört mevsim kullanılabilir kara yollarımız yok denecek kadar az. 4.000 kilometre kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin Kuzeyini Güneyine, Batısını Doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart.
Denizciliğimiz acınacak durumda.
Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.
Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de insanlıkla da bağdaşmaz.
Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor.
Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuz'un çoğunu dışarıdan getirtiyoruz.
Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136.
Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor.
Üç milyon insanımız trahomlu. (Gözleri kör eden bulaşıcı bir hastalık. EÇ.)
Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. (Cumhuriyet bunları yok etti. EÇ.)
Bit ciddi sorun.
Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı yüzde 60’ı geçiyor. Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölü mü göçebe.
Telefon, motor, makine yok.
Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremit'i bile ithal ediyoruz.
Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor.
Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı 400 bini geçecek.
İktisadi hayatımız da eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız çok az.
Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş.
Oysa Cumhuriyetin insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz.
Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlar da daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var.
Bunları bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.
Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.
Hedefimiz milli iktisat. Bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.
Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.
Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.
Ama yılmamak, ucuz ve geçici çarelerle yetinmemek, halkı kur tarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak ve bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.
Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız.
Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu.
Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.
Allah yardımcımız olsun!”

Gazi Mustafa Kemal

7 Temmuz 2015 Salı

VAPURİST


Çoktan bıraktım saymayı yalnızlıkları

Köpürte köpürte dalgaları / yüzüyorum

Mavisi yeşili moru, en yakışanı ebruli

Kalabalıklar gibi kıyılara vuruyorum…



Ayrılık Çeşmesinden içiyorum suyunu

Çıngıraklı iskeleler açılıyor dilimde…


 Kubilay ÖNAL
8 Temmuz 2015

5 Temmuz 2015 Pazar

ÇILGIN NAR AĞACI

Kıbleden esen yelin kemerler arasında ıslık çaldığı
Bu beyaz avlularda, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı
Nar dolu kahkahalar atarak aydınlıkta sıçrayan
Rüzgârın inadıyla, fısıltıyla; söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Şafakta yeşeren yapraklarının ışıltısıyla
Bir zafer sevincinin renklerini coşturan?
Çayırda çıplak kızlar sarışın kollarıyla
Yeşil yoncaları biçmek için uyandıklarında -
Uykunun sınırlarında dolaşarak - söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
İçinin saflığıyla kızların yeşil sepetlerini ışığa
Ve adlarını kuş cıvıltılarına boğan, söyleyin,
O çılgın nar ağacı mı dünyanın bulutlu gökleriyle savaşan?
Kendini kıskançlıkla yedi tür tüyle süsleyip
Ölümsüz güneşin bin bir rengine büründüğü gün,
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Kaçmaya kalkan atın yüz kamçılı yelesine sarılan,
Hiç acınma, hiç yakınma bilmeden, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Ufuktan şimdi doğan bir umudu haykıran?
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı, bize uzaktan
Serin alevli yaprakların mendilini sallayan,
Doğum sancısı içinde bin bir geminin,
Bin bir kere yükselip alçalan dalgaları
Bilinmedik kıyılara uzanan bir denizdeymiş gibi,
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı, havanın saydamlığında donanıp gıcırdayan?
Başı taa havalarda, ışıyan ve övünen mor salkımlarla,
Tehlikelere açık, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Dünyanın orta yerinde şeytanın fırtınasını ışıkla parçalayan,
Ve günün, üzeri türkülerle işli sırmalı örtüsünü
Boydan boya yayan, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı,
Günün ipek giysilerinden bir anda soyunup kurtulan?
Söyleyin, ilkin büzgülü etekleriyle Nisan'ın,
Sonra yaz şenliğinin ağustosböcekleriyle gülüp oynayan,
Öfkelenen, her türlü gözdağını kara kötülükten arıtıp
Güneşin kucağına esrik kuşlarını serpen,
Söyleyin, o çılgın nar ağacı mı bu, her şeyin,
En gizli düşlerimizin bile üstüne kanat geren?
Odisseus ELİTİS
Çeviren: Cevat ÇAPAN

4 Temmuz 2015 Cumartesi

SİİRİÇİ HATLARI VAPURU

Nazım Hikmet vapuru
deniz ile arasına
dökülen asfaltı kırar
ve özgürlügüne kavusturur
salacak iskelesini
batmak pahasIna
Can Yücel vapuru
alaycı bir düdük çalar
savaş gemilerine
ki rakı şişeleri asılıdır
can simitlerinin
yerine
Attila İlhan vapuru
keyfile yarar suları
içinde çünkü sevgililer öpüşür
ve güvertesinde
sigarasını rüzgara karşı yakan
bir katil üşür
Edip Cansever vapuru
denize yansıyan
otel ışıkları altında
gider gelir boğazın en uzak
iki iskelesi arasında
Orhan Veli vapuru
evlerine taşırken
telaş içindeki insanları
küpeştesinden atılan
simitleri kapışır
martı kuşları
Cemal Süreya vapuru
akşamüstleri giyince
ışıklı elbisesini
ince bir duman savurarak havaya
dansa kaldırır
kız kulesini
SUNAY AKIN

2 Temmuz 2015 Perşembe

Meclis Başkanı Seçimi'nin Ardından

Şimdi HDP 4. turda 50 küsür millet vekili ile Baykal'a destek verdi ve AKP karşısında gereğini yaptı öylemi?
Dengir Mir M. Fırat'ı aday yapmadımı bu solcu ve sosyalist parti.
Kim bu Mir Fırat?
Adı hayali ihracata, uyuşturucu kaçakçılığına karışmış AKP nin kurucu üyesi ve millet vekili değilmi? Mir ne demek? bu adam aşiret reisi AĞA değilmi? Kılıçdaroğlu bir TV programında perişan etmedimi bu adamı? AKP nin bile silkekeyip attığı birini millet vekili yapıyorsunuz. Yetmezmiş gibi bir de Meclis Başkanlığına aday gösterdiniz. Yalnız o da değil. Gaydalı aşiretiniden Mahmut Celadet Gaydalı, Şıpkı aşiretinden Berdan Öztürk Millet Vekili bu partiden. Ahmet Türk, Hişyar Özsoy gibi dahası da var üstelik. Feodal düzenin adamlarını meclise taşıyarakmı sosyalist olunuyor günümüzde.
Tamam zeka ortalaması pek parlak değil insanlarımızın ama geri zekalı muamelesi yapılması iyice canımı sıkıyor. Hele zekasından emin olduklarımızın bu güruhun peşinden koşulsuz gitmesi inanılır gibi değil.

MADIMAK

Güzel memleketimde insanlık nasıl yakılıyor bak
Din,inanç, iman denerek cana nasıl kıyılıyor bak
Kimi seyrediyor uzaktan, kimi körüklemekte ateşi
Bu kan donduran vahşete sen ortak, ben ortak

Tahir ÖZCAN
















17 Haziran 2015 Çarşamba

Süleyman Demirel'in ardından



''Ölenin arkasından konuşulmaz'' diye sözümüz de var
ancak birisi öldümü bizim insanımızda iki eğilim belirir.

Ya ''Kör ölür badem gözlü olur,kel ölür sırma saçlı olur''ile''At ölür nalı kalır,yiğit ölür namı kalır'' derler.

Ya da''Deliyi dürtekoyun,ölüyü örtekoyun''ile''Lanetledim dirisini köpek yesin ölüsünü'' derler.

Yani peşi sıra dedikodu çok olur. Ne de olsa cevap veremeyecek.

Ben de ''Gelenler gidenleri aratıyor''diyenlerdenim.

Sanki ''politikacı'' olmak için dünyaya gelmişti rahmetli.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasına vesile olmuştu evet.
Emperyalizmin değirmenine su taşıyanlardandı evet.
Birsürü olumsuz eleştiri yapabiliriz hakkında.
Ama kendi deyimiyle taş ustüne taş koymuştur bu ülke için.
Ülkenin bütünlüğünün aleyhine politikalara itibar etmemiştir.
Demokresiyi önceliği tutmuştur, öyle yada böyle. Nüktedan kişiliği ile bir sürü sözü dillere pelesenk olmuştur. Benim ençok sevdiğim sözü ise''Demokrasi demokrasiyi ortadan kaldırmak için kullanılamaz''dı.

Bir devir böylece kapandı. Ruhu şad olsun.

Tahir ÖZCAN 17/06/2015

15 Haziran 2015 Pazartesi

BAŞARI DİYORSAN?

Ekonomik başarı buysa; Terörist ihraç edip saman ithal ediyoruz.
Özgürlük buysa; 300'e yakın gazete, gazeteci, siyasetçi, asker, sivil kişi ve kuruluşa açılmış dava var.
Adalet buysa; Ergenekon, balyoz, sarıkız darbe planı vs. diyerek yıllarca haksız yere hapse atılan insanlar bir tarafta. Dağda mobil mahkemeler kurup silah bırakmayı reddeden terörist'i pişmanlık yasasına sokmak diğer tarafta.
Sosyal devlet buysa; 5.5 milyon işsiz, 17 milyon açlık sınırında yaşayan insan. 76.957.000 kişi bütçenin % 60 ı'nı paylaşırken Kalan % 40'ı 43.000 kişi yiyor.
Diplomatik başarı bıysa; Yurtta barış, dünyada barıştan, stratejik derinliğe oradan da onurlu yalnızlığa.
Politik başarıysa; Taksimde parka inşaat istemeyenleri gazlayıp, joplayıp, açılım diyerek getirmek ülkeyi bölünmenin eşiğine.
İnsani yardım buysa: Suriyeye teröristlere silah gönder, sınırda kaçak ticaret yapanları bombala. Kobani'ye yardıma gidiyorum diyen peşmergelere, suriyeden kaçan Sünni araplara sınırı aç, 2 milyonu içeri sok, Türkmenlere ,Ezidilere su yok.
Sözünü tutmak buysa; Üç ''Y'' dedin ( yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) kaldırılacaktı. Yoksulluk rakamları yukarıda, yolsuzluğu 17-25 aralık'ta gördük, yasaklarsa YÖK de, %10 barajı da, dokunulmazlıklar da duruyor. Eleştirmek, internet, Taksim, alkol, hakını aramak yasak.
Ha bu arada türban serbest. Oto yollar yapıldı, İMF ya borç ödendi doğru. İmamhatipler ortaokul seviyesine indi tekrar.
4x4x4 le milli eğitim arap saçı, İnşaat sektörüyle yandaşlar mega zengin, Dış borç 13 yılda 20 kat artmış, İcra davaları 400 katı, kadına şiddet 1400 katına çıkmış durumda.
Atladıklarımı siz tamamlayın. İktidar hakikaten ''ÇOK BAŞARILI''.

12 Haziran 2015 Cuma

Dönülmez Akşamlar Filan


Çilingir Sofrası

Bir parça peynir, bir dilim kavun, belki beyaz leblebi ve bolca muhabbet. 
İla musıki, inceden tıngırdayan bir ud, belki bir kanun, belkide yanında klarnet. 
Tercihan kadın sesi, karşında deniz mavisi, belki birkaç rum mezesi üzerinize afiyet.
Roka mesela bol limonlu suda, semizotu da var süzme yoğurda emanet.
Varsa ızgarada balık, balkonun meyhane tek masalık, azıcıkta buz, olmasa zahmet.
Karşında bir eski dost, ne güzel gelmiş oturmuş istemeden edilmeyi davet.
Bir sen kaldırırsın kadehi şerefine  bir o, bir sen doldurursun bir o elbet.
Akşam yine akşam, söyleyemem derdimi, çünkü şimdi sende herkes gibisin derken.
Agora meyhanesi, dönülmez akşamların ufku filan. Şişedeki gibi durmuyor meret


Değerli Ağabeyim Ufuk SAKA ya ithafen (12/06/2015)

6 Haziran 2015 Cumartesi

MESELE

Meselemiz birinin başkan olup,olmaması olsaydı çözümü basitti. Ne yapar eder başkan yapmazdık.
Derdimiz emperyalizmin kucağında büyüyen birilerine baraj atlatmak olsa çözümü basitti. Verirdik oyu,tavşan gibi zıplaya zıplaya atlardı.
Derdimiz ve meselemiz, tam bağımsız,laik ve demokratik ülke inşası olunca, bu yolun çilesini çekmiş insanlarının da anıları gözümüze gelince iş değişiyor.Sapmalar,entrikalar,sol görünüp sağ vurmalar başlıyor. İşte bu iş basit değil.
Kötünün iyisi bu yolun yolcularına göre değil.
Mutlaka insanlarının kendilerini istediği gibi ifade ettikleri özgür ve bağımsız vatanı kuracağız. Bütün sağ ve sol sapmalara rağmen bunu başaracağız. 

Ahmet Erol AYDIN

Öne Çıkan Yayın

MAGNUM

  Yalanla kurduğunu, Yalnız kendin yaşarsın. Hayatı yarışma yapanlar, Yaşamayı nasıl başarsın. Duyuldukça adın, Yaşam üzerinden taşar. En iy...