ece temelkuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ece temelkuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2013 Salı

İŞTE GERÇEKLER!


Artık gerçek yüzümü göstermenin zamanı geldi. Nasılsa hakkımdaki gerçekler öyle ya da böyle, bugün yarın ortaya çıkacak. Madem durum bu, gerçekleri benden duyun diyorum ve açıklıyorum:

Ben Cenevre'den alıyorum emirleri. Bana diyorlar ki "Karıştır Türkiye'yi!" İkiletmiyorum. Şak! Karıştırıyorum hemen. Melih Gökçek efendinin televizyonda gösterdiği, kartpostala yapıştırılmış fotoğrafımın sahteliği ya da Cenevre'ye gitmemiş olmam sizi şüphelendirmesin, telepatiyle haberleşiyoruz zaten biz. Mr. Spak var Cenevre'de, ondan alıyorum emirleri. Tencere kapaklarını yapıştırıyorum kulaklarıma, duyuyorum.

İtalya'da da tanıdıklarım var. Melih Başgan haklı, ama ayrıntıları bilmiyor. Aynen şu şekilde yapıyoruz:
"Ece sen şimdi oradaki insanları ayaklandırıyore, biz de buradan yönetiyore" diyorlar, ben de diyorum ki "Si Sinyore!" Yoksa onu İspanyollarla mı yapıyordum? Zaten herkes var, Türkiye karşıtı lobi mahşer yeri gibi! Yerler numarasız! Almanlar var, İngilizler var, Amerikalılar zaten mecbur var. Biz bunlarla dünyanın heryerinde buluşup buluşup takılıyore, hain planlar yapıyore yani!

Ahmet Kekeç efendi de "BM'yi müdahaleye çağırdı" demiş benim için. Hayır! Çağırmadım! Kibarca rica ettim. Cevapsız çağrı attım Ban Ki-Moon'a, sağolsun hemen döndü. "Banjo!" dedim, böyle derim ona, hoşuna gidiyor keretanın. "Banjo darling" dedim, "Müsait bir zamanda yapar mıyız bir mühadale? Kırma kalbimi bak!" dedim. Bakacaklar bakalım, ne zaman elleri ererse.

"Onlar iki guççük hanfendü" Hilal ile Ceren'in çılgın gazetecilik araştırmaları sonucu vardıkları CIA ve İran ajanı olduğum sonucu ise yüzde yüz isabetli. ABD ve İran, aynı anda her iki ülkenin de istihbaratına çalışabilecek kadar yetenekli olduğuma karar verdiler, sağolsunlar. CIA'de sabahçı, İran istihbaratında öğlenci olarak çalışıyorum. Akşamları da MI6'den arkadaşlar yalnız bırakmıyorlar, sağolsunlar. Böyle böyle geçiyor günler. Kazandığım parayı da malum, faiz lobisinden çocuklar Wall Street'te değerlendiriyorlar. Hafta sonları da MOSSAD ile brunch'dayız.

Benim adıma porno dergilerinden kestikleri fotoğraflarla sahte hesap açan ve dini bütün olduklarını söyleyen genç arkadaşlara da teşekkürü bir borç bilirim. Hakkımdaki fantezilerinin bu kadar gelişmiş olduğunu tahmin bile edemezdim. Fantezi demişken Taksim meydanında bana yapacakları cinsel içerikli şeyleri acaba namaz aralarında mı planlıyorlar yoksa harcadıkları zamanda kaçırdıkları namazların kazası var mı?

Kafama sıkacaklardan da acaba özel bir ricam olabilir mi? Lütfen arkadan sıkın da hem sizin kim olduğunuz belli olsun hem benim yüzüme zarar gelmesin. Malum tanımakta zorluk çekilebilir. Sizi değil, beni!

Tarık Toros beyleri de unutmuş değilim. Hükümetimizin önünü tek başına tıkayabildiğimi söylüyorlar. Tarık bey, daha önce de söyledim, yine söyleyeyim:
Ben televizyonda kilolu çıkıyorum. Normalde minyonum yani. Görseniz şaşırırsınız. Vallahi!

Burada saymayı unuttuğum daha nice müstesna şahsiyet ve bir o kadar bana atfedilmiş sayısız süper güçler var. Bu teveccühü taşıyabilir miyim bilmiyorum.

Şimdi malesef gitmeliyim. Zira daha Brezilya ile ilgilenmem gerekiyor. 2001 yılında oraya gittiğimde attığım isyan ve ayaklanma tohumları ancak sonuç verdi. Onlarla da ilgilenmeliyim. Adios amigos!

Not: Rus ve Suriye istihbaratlarından özür dilerim. Sizi anamadım arkadaşlar. Henüz sizlerle olan bağlantımdan söz etmedikleri için ben de konuyu açmayayım dedim. Yoksa kalbimdeki yeriniz ayrı, bilirsiniz.

Ece Temelkuran / BirGün Gazetesi

31 Mayıs 2013 Cuma

Ece Temelkuran, Gezi Parkı Direnişini Yazdı: "Fetih"i bırak "İşgal"e bak!


"Arkadaşlar, Gezi Parkı nöbeti Cumartesi ve Pazar günü de büyüyerek süreceği için gece buraya dönmek üzere eve gidip dinlenmek isteyenler gitsin. Yıkansınlar, dinlensinler dönsünler."

Hükümet, elindeki bütün imkanları kullanarak İstanbul'un Fethi için dev ekranlarda animasyon Yeniçerilere Rum kellesi kestirirken, bindirme kıtalara "Coşun!" emri verirken, Taksim Gezi Parkı'nda kendi bedeninden başka hiçbir şeyi olmayan insanlar ağaçlar ve ülke için direniyordu. Her ne kadar çadırları, renkli saçları, gökkuşağı bayraklarıyla kimilerince "naif" ya da "marjinal" gibi görünseler de dün Gezi Parkı'nda yapılan toplantılar, alınan kararlar durumun ciddiyetinin kesinlikle farkındaydı. Öğlen saatlerinde alınan karara göre pasif direniş deneyimi olan eylemciler küçük atölyeler yapmak için Park'a gelmek üzereydi. Park'taki herkes, İstanbul'u bir kere daha "fethetmek" isteyenlere karşı gemileri karadan yürütecek gibiydi.

DUBAİLEŞMEYE KARŞI NE?

İstanbul'un ve bütün ülkenin "Dubaileştirilmesi" tam gaz sürerken Taksim Platformu'nun "Taksim bizim İstanbul bizim" eylemliliği aylardır sürüyordu. Ancak dün ağaçların taşeron firma tarafından sökülmeye başlamasıyla bütün Türkiye ilk kez eylemle bu kadar ilgilendi. Eyleme destek veren Yazar Murat Uyurkulak'la konuştum. O da bir çok kişi gibi meselenin "süreklilik" olduğunu düşünüyor. Zira malum, "fetihleri" kesintisiz, yaygın ve her taraftan. "Dubaileştirme" sadece her yere bina dikip kafadan rant uydurmak değil, aynı zamanda şehirleri politikadan, politik eylemden arındıracak bir "temizlik hareketi" bu. Uyurkulak'ın da söylediği gibi mesele, büyük saldırı geldiğinde ne olacağı. "Tahrir'de orta sınıf vardı, bu yüzden başarıya ulaştı" deyince Murat Uyurkulak da katılıyor:
"Onlar gelirse sağlam kazığa bağlarız!"

Bu yüzden Taksim Gezi Parkı sadece eylem antremanı olan gençleri değil, öfkeli ablaları, abileri de bekliyor. Kilimini, döşeğini alan gelsin. Hem de hemen. Çocukların gaz yiyişini mideniz bulanarak izleyeceğinize kalkın gidip, bir kaç saat de siz nöbet tutun.

DENEME BİR-Kİ!

Toplumların neresinden patlayacağı, ne zaman "Buraya kadar!" diyeceği belli olmuyor. Belli ki siyasal iktidar da o "yeter sınırını" deniyor. Bir gün içinde Beşiktaş İskelesi'ni bir otele satıyor, Gezi Parkı'nı yerle bir ediyor, içki yasağını adıyla sanıyla İslamiyet'e dayandırarak getiriyor. Emek Sineması'nı ve benzer açgözlülükleri, vandallıkları malum. "Bakalım nerede patlayacaklar?" diye bir deney sanki bu. Siyasal iktidarın söylediği şu:
"Hayııır! Biz sizin kendi köşenizde sinema izleyip, bir ağacın altında demlenmenize bile izin vermeyeceğiz. Her şeyi fethedeceğiz. Sizi sıkıştırıp ablukaya aldığımız küçük 'marjinal' adalarınızda bile nefes alamayacaksınız."

Dolasıyla Taksim Gezi Parkı'ndaki arkadaşlar sadece ağaçları değil, nefes alma hakkımızı da koruyor. Fotosentezle sağlanan oksijenden söz etmiyorum. İnsan olmak için gereken türden bir nefesten bahsediyorum. Dün Park'ta yapılan basın açıklamasında bu yüzden sadece ağaçlar yoktu. 3. Köprü, alkol yasağı, sermayenin açgözlülüğü, iktidarın vandallığı da vardı. Yani işte bıktığınız her şey. İkrah getirdiğimiz her şey.

TAHRİR-KASBAH-GEZİ

Tahrir Meydanı, Kasbah Meydanı birer "Yeter ulan!" ile başladı. Gezi Parkı eylemi de her şeyi başlatan bir "Bıktık be!" eylemi olur mu? Soru bu. Gezi Parkı'nda bütün siyasetler var. Yani dışarıdan göründüğü kadar dağınık, düzensiz, kendiliğinden veya "münferit" bir vaziyet değil. Tıpkı Mısır'daki Tahrir ve Tunus'taki Kasbah gibi. Her ikisinin de başlangıcı tıpkı böyle alçagönüllü olduğu için benzetmek büsbütün yersiz değil. Fakat Gezi'den ne çıkacağını görmek için Cumartesi'yi beklemek gerekiyor. Cumartesi ve Pazar günü büyük randevu olacak. Şimdilik sivil polisler ortalıkta dolaşıp küçük itiş kakışla nabız yokluyor. Müdahale ederlerse ne olur, bunu tartıyorlar. Basın orada olduğu sürece işleri hiç değilse biraz daha zorlaşır gibi. Kaldı ki Gezi'dekiler hiç de "çiçek böcek çevrecisi" değil. Yaptıklarının siyasal iktidarın tam da damarına bastığını biliyorlar. Buna göre pozisyon alıyorlar. Şimdi üzerine çalıştıkları şey "Birbirimez nasıl kenetleniriz?" meselesi. Polis geldiğinde yerlerinden kalkmamak için nasıl "kenetleniriz". Kenetlenme önemli tabii. Kenetlenme mühim. Cumartesi'yi imkan buldukça hep birlikte Gezi'de beklemek üzere.

ECE TEMELKURAN / zorba

Öne Çıkan Yayın

MAGNUM

  Yalanla kurduğunu, Yalnız kendin yaşarsın. Hayatı yarışma yapanlar, Yaşamayı nasıl başarsın. Duyuldukça adın, Yaşam üzerinden taşar. En iy...