27 Şubat 2016 Cumartesi

SORU


SORU
tanrıya şöyle soruyordu gözü tok yoksulun biri:
“yoksulum bu derdimden hiç mi hiç yakınamam sana
ama, bağışla n’olur, meleklerine izin veren sen misin
kişiliksiz alçaklara devleti ve zenginliği dağıtmak için?”

Muhammed İKBAL

12 Şubat 2016 Cuma

UZAK

UZAK

Oradan bakınca uzak
Gel birde buradan bak
Uçak bileti kadar yakın
Ama aldanma sakın

Söz vermişsen eğer
Serde erkeklik var
Beni bana bırakın
Hasret belki oyalar

10 şubat 2016 ve Ben...

MUTLULUK

MUTLULUK

Mutluluk önünde uçsuz bucaksız bir deniz
Mutluluk bende sen, sende o ve biz
Özleriz, bekleriz, isteriz şüphesiz
Kedimize göre tarif de ederiz
Gümbür gümbür gelir bazen
Kimi zamanlarda sessiz
Denize nazır yakalanır bir kadehte
Bazen bir telefon mesajından bekleriz
Ve bir nefes bir kahkaha bir an
Bir çırpıda keyfine varılamayan
Sen ve o, o ve ben hepimiz
Geçip gittikten sonra ona mutluluk deriz.

11/02/2016. Tahir özcan

31 Ocak 2016 Pazar

GURBET


GURBET
Taş olsa çatlar demişler gurbette
Kulağımda romantik şarkılar gözlerimde yaş
Yalnızlığı katık ettim akşam yemeğim de
Kitaplar uzun gecelerime arkadaş
Er geç alışırsın da derler, elbette
Hiç kolaylaştırmasa da bunu kış
Dışarısı hareketli, cıvıl cıvıl kentte
Kalabalıkta yalnızlık penceresinden bu ilk bakış
Tahir ÖZCAN Şubat 2016

27 Ocak 2016 Çarşamba

ŞÜPHE

ŞÜPHE
Aç ve üşumüş sokak hayvanlarının
Üzerine yağan kar gibi karadır süphe
Bakmayın siz onun göz önündekileri
İnce oyalı şal gibi örttüğüne
Boşuna karakış demezler
Sinsice örter iyi taraflarını
Dondurur sevgiyi, kurutur yüreği
Geçmişi, anıları kurcalar durur
Kara çarşafıdır ayıbını örten kadının
Kılıfı olacak sanırken mahreminin
Yapışınca rüzgarda bedene
Seriliverir her şey gözler önüne
Düğmeyi ararken karanlık odada
Bir kibrit çakar ya birisi
Beyaza çalar ortalık birden
Yaktığı orgazm sigarası değilse
Ruhunla bakarsın odaya bir umut
Belki hiç tanımadığın bir beden
Uzanmış yatıyor öyle
Ya da boş bir yatak bulursun
Örtülmüş simsiyah bir örtüyle
Artık bambaşka görünür oda
Zemheri kışın, felaketin olacakken
Ayak parmaklarına sıcaklık yürür
Aklındakileri beyaz kaplı kabına koyarken.
T. Özcan. ocak 2016

27 Aralık 2015 Pazar

OLMAZ OLSUN









OLMAZ OLSUN

Bir eli cebimde ise katlanırım
Taşın altına da korum başımı
Bilirim kışın soğuğunu doğuda
Sırtında taşıyan yakacağını
Kazanan alın teriyle aşını
Dayanır.
Doğal gazı kesilenden de
Bağlandığı kapıda azığı kesilenden de çok.
Olmaz olsun ama
Üç buçuk aylık bebeği koruyamayan
Adı Devlet de olsa Hükumet de
İsyanım farklı benim
Bilmem kaç yaşındayım
İşimin gücümün başındayım
Kaçak elektriğin farkını da öderim
Gerekirse tekrar askere de giderim
Ama olmaz olsun
Yok yere ölene hava durumu muamelesi
Duyulmuyorsa anaların sesi
Canından parçayı toprağa veren
Kesiliyorsa masum çocukların nefesi
Doyamadan babasız büyüyen
Olmaz olsun...

T. Özcan  27.12.2015

23 Kasım 2015 Pazartesi

YOLCU



YOLCU

Yolu buldum o yola koyuldum,
Ama geç kalmıştım yok sayıldım,
Belki doğruydu yönüm belki değildim,
Çoğu dik durdum azı eğildim,
Çelmelendim düştüm kalktım yoruldum,
Aldığım mesafeden memnun değilim.

Tahir ÖZCAN   23/11/2015

9 Kasım 2015 Pazartesi

6 Kasım 2015 Cuma

İLKYAZ



Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp  kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.


Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz

28 Ekim 2015 Çarşamba

KASIMPATI



Kasımpatı tomurcuklanmıştı.
Muhabbetteyiz balkonda.
Söz geldi, kandırma beni dedim,
Boşuna umutlandırma.
Gücendi galiba biraz, boynunu eğdi.
Vallahi açacağım 1 Kasımda dedi.
Bakıştık bir süre sessizce öyle.
Birden doğruldu ve şevkle,
Göreceksin dedi, bekle!
Fırtına da çıksa,
Gövdemi de koparıp atsa,
Bütün tohumlarımı da dökse,
Yine de açacağım.
Yoksa Kasım bitmeyecek.

Tahir ÖZCAN 28 Ekim 2015

Öne Çıkan Yayın

MAGNUM

  Yalanla kurduğunu, Yalnız kendin yaşarsın. Hayatı yarışma yapanlar, Yaşamayı nasıl başarsın. Duyuldukça adın, Yaşam üzerinden taşar. En iy...