Mimarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mimarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Çağdaş Bir Mimari İçin Yeterli Birikim Neden Yok?

Mimarlık konusu, özellikle estetik bağlamında, toplumun genel bilgisizliğinin tepe noktalarından biridir. Halkın büyük bölümü yeni ile güzeli birbirine karıştırıyor. Geçenlerde aydın geçinen bir üniversite mezununun yüksek binalara bakıp 'İşte Avrupalı olduk!' dediğini kendi eşinden dinlemiştim. Avrupalının gökdelenlere bir uygarlık simgesi olarak baktığını sanıyorlar. Öyle olsaydı iyi olurdu, ne yazık ki o kadar ucuz uygar olunmuyor. Aynen kopya etsek bile bizimki kopya bir uygarlık simgesi olur.


 Her yeni ve güzelin arkasında, uzun bir mimari birikim ve sınırlı da olsa, bir yaratıcılık gerekir. Doğrusu istenirse böyle bir birikim toplumda olmayınca mimardan da istenmez. Bizim kültür ortamında insanlar güzelin ne olduğunu bilmez, kopyasını bile yapamazlar. Bunun kanıtı güzelim cami geleneğimizin içine düşürüldüğü durumdur. Camiyi bir sahne aracı, bir mizansen gibi algılıyorlar. Oysa Sinan bizim en gözde mirasımız. Konut geleneğimiz de Osmanlı kültürünün en büyük yaratılarından biri idi. İkisi de yok oldular.

 Cahil insanları boyutları ya da malzemesi ile etkileyen, heyecanlandıranve şaşırtan her yeni yapı güzel değildir. Yeni yapılanın güzelini veçirkinini ayıracak bir kültür düzeyine toplum henüz erişmedi. Çağdaş mimarlığın bileşenleri bizim kültürümüzde yok. Yapılan özel ve resmi binalara bakınca bu anlaşılıyor. Bu nedenle Selçuk üslubunda bir adalet sarayı, büyük boyutta bir karikatür oluyor. Bundan 65 yıl önce Teknik Üniversite Mimarlık Fakültesi öğrencileri böyle denemelerin komik olduğunu öğrenmişlerdi. Bunca yıllık deneyimin yok olması anlaşılması zor bir kültürel gelişme. Çağdaş uygulamaların arkasında bir tarihi birikim gerektiğini anlamazsak bu alandaki yaygın cehaletin önünü alamayız.


SANATTA KAYIP 500 YIL
Avrupa’da Vitruvius’tan sonra mimari kuram üzerine İtalya’da 14,Fransa’da 19, Almanya’da 23, İngiltere’de 9, İspanya’da 4 ve yirminci yüzyılda da önemli 21 kitap yayınlanmış. Osmanlı çağında hiçbir şey yazılmamış. Resim ve heykel yasak olduğu için o konuda da hiçbir şey yazılmadığını, felsefe yasak olduğu için estetik konusunda da bir şey üretilmediğini düşününce, sanat alanında 500 yıl kuramsal düşünce geliştirmemiş bir toplumda yaşadığımızı anlarsınız.
Osmanlı kültüründe mimari sadece bir uygulama. Mimarların bunun farkında olmamaları acıklı bir boşluk. Dünyadan haberiniz olduğu zaman bu boşluğu içinizde hissetmeniz gerek. Her şeyin ithal olduğu bu ortamda hiçbir kuramsal düşüncenin üretilmemesi (kuşkusuz birkaç on kişi var) sanat bağlamında toplumun kör cahil olduğunu ve yaratıcı bir mimari tasarımın ancak bir tesadüf sonucu olacağını gösterir.
Bugünkü iletişim ortamı, öğretim programları, görsel verilerin yaygınlığı çağdaş dünyaya ortak olduğumuz sanısı veriyor. Oysa yukarıdaverdiğim sayılarla gösterdiğim birikim bizde olmadığı için fazla bir şey beklemek olanaksız. Genç mimarlar arasında bilgili, duyarlı dünyadan haberli olanlar var. Fakat bu 45 000 kişilik mimari ordusu ve inşa edilen yapı sayısı yanında birkaç mimarın eleştirisi etkili olamıyor. Dünyadan haberi olmak tarihi birikim yokluğunun etkilerini ortadan kaldırmıyor.
Kaldı ki diğer entelektüel alanlar da bundan farklı değil. Osmanlı çağından kaç bilim adamı, kaç filozof, kaç edebiyatçı, kaç sanatçı dünya kültürüne mal olmuş? Bildiğim kadar hiç. Emin değilseniz, İslam kültür tarihinde evrensel düzeye çıkanların arasında Osmanlıları arayın. Üzülmeyi bir kenara bırakıp düşünmek gerek. Ünlü mimarlardan söz eden bir uluslararası listede kaç Türk biliyorsunuz? İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki 15-20 yılda Cumhuriyet bu koca boşluğu dolduramazdı. Biz çağdaş elbiseler giyip kendi Ortaçağ’ında yaşayan ilginç bir toplumuz. İngilizce konuşan üniversitelerimiz bile var. Ama zenginler çocuklarını yurtdışında okumaya gönderiyorlar.
Gelişmiş ülkeler, dünyayı dışarıdan izleyen toplumları tüketime boğup, ucuz klişelerle aldatıyorlar. Bu evrensel beyin yıkamanın asıl suçlusu kendi geçmişimizdir. İnsan aklı kendini aldatmaya da yarar. Türkiye’de bir araba edinenin kendini otomobil motoru icat etmiş dünya fatihi gibi hissettiği garip bir bilgisizlik ve bilinçsizlik ortamında yaşıyoruz. Geçmişin entelektüel ıssızlığı insanı ağlatacak kadar sessiz.
BU DURUMU AŞMALIYIZ
Yakın geleceğe güven duymak için bu durumu aşmak zorunda olduğumuz açık. Koca bir imparatorluk eriyip yok olduktan sonra bugün İslam dünyasının bir iki gömlek yukarısında 75 milyonluk bir ülke olmamız, 1923’te sömürgelikten kurtulup, bağımsız olarak yaptığımız 15-20 yıllık dev bir sıçrama sonucudur. Bu bize teknolojinin küreselleştiği dünyaya paralel bir yaşam olasılığı yarattı.
Osmanlı tarihine zaferler için değil, yenilgi nedenlerini öğrenmek için bakınız. Örneğin 2500 kişinin yaşadığı Zigetvar kalesi etrafındaki bataklıkta 20 000 yeniçeriyi bıraktığımız savaşın neden zafer olduğunu yeniden düşünmemiz gerek. Macaristan’a egemen olduğumuz için böbürlenmek yerine, Rusların neden İstanbul’a kadar geldiğini irdelemek gerek. Yoksa gelecek sadece düş kırıklığı olur.
Türkiye’de çağdaş mimarlık neden gelişemedi? Batılı mimarlık kuramında resimler, perspektifler, insan figürleri vardır. Batı’da resim, heykel mimari birbirlerinden kopuk değil. İnsan doğayı olduğu gibi, sanatı da bir bütün olarak algılar. Avrupa mimarisi resim sanatıyla iç içe gelişir. Mimar ressam ve heykeltıraş olabilir. Mimari resim ve heykel içerir. Resimler de bütün ayrıntıları ile mimari tasarım içerirler. Leonardo, Michelangelo, Rafaello, Bernini ressam, heykeltıraş ve mimardırlar. Piranesi, Bibbiena gibi mimariyi resim olarak tasarlayanlar da var. Canaletto, Venedik kentinin büyük ressamıdır. Onun resminde kent bir plastik sanat müzesidir. Bu geleneğin bugüne uzandığını söyleyemesek de, Viollet-le-Duc, Gaudi, Wright, Le Corbusier gibi mimarların da komple sanatçı olduklarını görebiliriz. Michelangelo’nun S. Pietro’su mimari olduğu kadar bir heykeldir. Gehry’nin Bilbao’daki Guggenheim müzesi yapıdan önce bir heykeldir. Bizde bir Gehry çıkamaz. Çıksa da toplum benimsemez.
Sinan’ın geometrik tasarım dehâsı olmasaydı, Osmanlılar sıradan yapı yapmaktan büyük mimarlık yapmaya yükselemezlerdi. Eğer İslam mimarisi İslam öncesi İran, Hint, Roma geleneklerinden esinlenmeseydi, yapı ve bezeme bileşeni düzeyinde kalır, anıtsal mimariye yükselemezdi.
YAPI USTASI DÜZEYİ
Son yarım yüzyılda yapılan on binlerce cami tasarımı yapı ustası yeteneği içinde kalmıştır. Yabancı örnekler kopya çekilmediği zaman Türkiye’nin ortalama mimarisi yapı ustası düzeyinde kalmaktadır. Bunu aşanlar yabancı kitapların, dergilerin, turistik gezilerin, görsel verilerin, dışarıda yaptırılan projelerin etkisiyle çağdaş karaktere ulaşıyor. Ama çağdaş sanata değil. Bu gelişmemişliğin arkasında resim ve heykelle yoğrulmuş bir sanat geleneğinin olmaması yatıyor. Kimse bunun farkında değil. Mimarların içinde çağdaş resim, heykelle ilgili kaç kişi var dersiniz?
Bu Osmanlı’nın negatif miraslarından biridir. Bilim, teknoloji, sanat ve soyut düşüncede de aynı durum var. Kültürel temelsizlik nedeniyle, her alanda, politika da dahil, dünyaya tam ortak olamıyoruz. Bu genetik yetersizlik değil, eğitim ve öğretim yetersizliğidir. Bilim ve teknolojisiz bir gelecek nasıl yoksa, sanat ve mimarisiz de gelecek yok. Ekonomi ve finans uluslararası kurallara ne kadar uymak zorunda iseler, öteki alanlar da uymak zorundalar. Resim ve heykel mimari ile etkin olarak kaynaşmazsa mimari bizimki kadar olabiliyor.
Bütün bu olumsuz gözlemlere karşın toplumun her engeli aşacak bir potansiyeli var. Her alanda yetenekli sanatçı yetişiyor. Genç toplum kesimlerinin dinamizmi, dünya ile ilişkilerinin çok daha fazla olması ve dünya konjonktürünün karşı konamayacak yönelimleri gelecekten umut kesmememizi sağlıyor.
Kaldı ki İyimserlik önemli bir yaşam potansiyelidir.
24 Mayıs 2013
CUMHURİYET PORTAL

20 Şubat 2011 Pazar

MUTFAK BANYO DİZAYNI


Ana yaşam alanımız olan evlerimizin olmazsa olmaz hacimleridir mutfak ve banyo mekanları...Öyle ki evin hanımının en çok vakit geçirdiği yer mutfak ve en çok titizlendiği yer ise banyodur. Öyle ki bunlar tasarımında ve uygulamasında uzmanına başvurulan öncelikli mekanlardır.

Günümüzde mutfak; sadece pişirme işlevi olan bir mekan olmaktan çıkmış, içinde oturulabilen, yemek yenilebilen, sohbet edilen büyük bir mekana dönüşmüş, neredeyse salon kadar işlevsel hale gelmiştir.

Hatta alan olarak küçük boyuttaki konutlarda, salonun bir parçası olarak dizayn edilerek oturma, sohbet, yemek yeme işlevleri “açık mutfak” şekli ile buluşturulmaktadır.

Banyo artık yalnızca yıkanıp, temizlenmek amacıyla kullanılır olmaktan çıkmıştır. Biz teknik insanların değimiyle “Banyo artık gerçek bir sulu mekan değildir. “

Yani; içine ayrıca bir terlikle girilen, yerleri sürekli ıslak olan, bir an önce yıkama-yıkanma-temizlenme işlerini yapıp çıkmak istediğimiz, bir an önce evin diğer yaşam alanlarına geçmek istediğimiz bir mekan değildir. Aydınlatmasından, ısıtmasına, dolap, lavabo, klozet vb. mobilyalarından, yer duvar tavan kaplama ve renklerine kadar tıpkı salon gibi mutfak gibi konforlu, özellikli bir yaşam mekanı haline gelmiştir.

Banyo yıkanmanın yanı sıra, konutta ayrıca bir yer bulunamadığı durumlarda yıkama ve çamaşır depolama işlevini de yüklenebilmektedir. Bu bağlamda; çamaşır dolapları ve yanı sıra havlu dolapları banyonun olmazsa olmaz bir parçası haline gelmiştir.Küçük banyolarda dahi küçük de olsa, temizlik, havlu vb. koyulabilecek minik dolaplar tasarlanmaktadır.

Artık banyolar bir keyif mekanı haline de gelmiştir. Dinlenme ve oturma imkanı sağlayan banyolar tercih edilmektedir. Yine banyoya  yıkanma ana amacına ilaveten sauna, jakuzi gibi su masajı ve dinlenme aktiviteleri eklemlenmiştir. Alan yetersizliği ya da bütçe yetersizliği karşısında duş tekneleri içinde konumlanan masaj üniteleri de kullanılabilmektedir.

Gerek mutfak ve gerekse banyo konutun en özel mekanları olarak her gün değişen ve gelişen teknoloji, malzeme ve uzmanlıklarla tasarlanmaya başlanmıştır. Gelişen teknoloji, mutfakların ve banyoların kullanımı için bir çok pratik malzeme ve mekanizma üretmiş; küçük mekanlarda mucizeler veya  yüksek performanslar ya da müthiş görsellikler ve  kullanımlar tasarlanmış, uygulanmış ve devam etmektedir.

İç mekan tasarımında neden uzmanlık gerekir

Mimarlar için konutun her bir köşesi özeldir ve her noktasının kullanımı önemlidir. Yaşam alanlarımızı ne kadar iyi değerlendirirsek, planlarsak ve görselliğinde uyum-güzellik sağlarsak oradaki yaşam hem keyifli bir hal alır, hem de yaşayana mutluluk verir.

Nasıl ki kendimizi hasta hissettiğimizde hastalığın uzmanı olan doktora gidiyorsak, yapılarımız ve içindeki mekanlarımız için de mimar desteği almak zorundayız. Çünkü mimar; kullanıcının ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda gerekli tasarımı, planlamayı yaparak optimum işlevselliği sağlayan aynı zamanda estetik  olan en uygun çözümü sağlayacak olan kişidir.

Doğru çözümlenmemiş mekanlar, kullanıcı kişilerde gerek fiziksel rahatsızlıklar ve gerekse çoğu zaman farkında dahi olmadığımız mutsuzluk gibi maneviyat içerikli  sorunlar oluşturabilir.

Örneğin; mutfakta tezgahın standart dışı yükseklite olması, standart ölçüsünden alçak veya yüksek olması, kullanımını yorucu kılacak hatta ağrılara yol açacaktır.

Bu nedenle mutfak ve banyo mekanlarının ve içindeki ekipmanlarının kullanımında insan standartları yani ergonomi çok önemlidir.

Ancak; nadiren karşılaşılabilen bir başka durum da olasıdır;

Kullanıcı kişinin çok kısa boylu veya çok uzun boylu olması ergonomik standartların kişiye uymamasına yol açabilir. Bu durumda eğer ki kullanıcının sürekliliği varsa, örneğin malsahibi ise, o mekan için kullanım standartlarındaki  ölçüler bu kişiye özel düzenlenebilir. Zira uzanamayacağı standartta bir dolap yapmak, ya da standartı budur diyerek  çok fazla  eğilerek lavaboyu kullanmasını öngörmek de doğru değildir, yine bazı fiziksel rahatsızlılarla yol açacaktır.

Mutfak tasarlanırken kullanıcıların genel beklentileri
Mutfak için en çok talep edilen şeyler;
  • lavabonun varsa bir pencerenin önünde konumlanması,
  • çalışma tezgahının uzun olması,
  • depolama ünitelerinin (kiler vb) muhakkak olması,
  • dolapların fazla olması,
  • kahvaltı masası ve oturma koltuğunun mutfak içinde yer alması,
  • tv için bir yer düşünülmesi vb.

Özellikle ev hanımlarının ve kısmen de beylerin mutfaklarının yeni tasarımında beklentileri anlamında ilk akla gelenler bunlardır. Yanı sıra, konutun alanına, mutfağın konut içindeki konumlanışına, salon ile veya balkon ile olan ilişkisinin durumuna vb. göre de başkaca istek ve öneriler ortaya çıkabilmektedir.

Mutfak-Banyo Planları

Mutfaklar için en uygun planlama L tezgahlar olarak karşımıza çıkar. Uzun bir L tezgah, U bir tezgahtan daha kullanışlıdır.

Dik açılı dizaynlar daha iyidir, zira 45 derece kırılan köşeler ve bu köşelerde konumlandırılmaya çalışılan lavabo veya ocak üniteleri estetik görünseler de  alt dolap kapasitesini azaltacak kadar fazla yer kaplar.

Karşılıklı tezgahlardan ibaret olan paralel mutfaklar eni dar boyu uzun mekanlar için kullanışlı olabilmektedir. Çoğu toplu konutta böylesi bir mutfak vardır ya da olagelmektedir dersek yalan olmaz. Çünkü toplu konutlarda alan küçük olduğunda tek taraflı tezgah yapılarak sahibine teslim edilen her mutfakta; tezgah yetersizliği ya da kahvaltı atıştırma bankosu için mevcut tezgahın karşısına ilave ünite yaptırılmaktadır.

Kare ya da kareye yakın bir formda alan sıkıntısı da olmadığı durumda ada mutfak yapılması oldukça keyifli olabilmektedir. Ada ünitesi genellikle pişirme olarak kullanılmaktadır. Gelişen teknolojinin sunduğu yeni davlumbazlar ile hem şık bir görünüm elde edilebilmekte, hem de çekiş gücü ile kokunun dağılması imkansızlaşmaktadır.

Banyolarda dar uzun çözümler sıkça karşılaştığımız durumlardır. Tek duvardaki tesisat ile lavabo, klozet ve küvet pratik bir şekilde çözümlenir ve bu kullanım sırası aynen uygulanabilir. En uçta kalan küvet alanı istenilen büyüklükte ayarlanabilir.

Tasarlarken dikkat edilmesi gereken noktalar:

Bir mutfak tasarlanırken, bizler öncelikle konutun genel planlamasına bakarız. Mutfağın konumlanışı, alanı, tesisatların durumu, giriş-mutfak-salon-balkon bağlantıları, mutfaktaki duvar alanları ve pencere alanlarının boyutları ile tüm bu doneler bağlamında önerilebilecek diğer olası tadilatları da dikkate alarak, mutfak için en kullanışlı ve estetik çözümü mal sahibinin ekonomisi ile bağlantılı olarak bulmaya gayret ederiz. Yani öncelikle planlama yaparak, mutfak üzerine ana kararlar alırız:
  • Örneğin, mutfağın kapısını iptal edelim, salon  bağlantısı kolay olsun…
  • Örneğin, mutfak ışık almıyor salon ile olan bölme duvarına pencere ya da boşluk açarak dizayn düşünelim…
  • Örneğin, mutfak gayet iyi bir alana sahip, tesisatları yenilemek ve yeni tasarıma göre yerlerini değiştirmek üzere bir tasarım yapalım…
  • Örneğin, mutfaktaki buzdolabı-lavabo-ocak üçlemesi uygun yerleşimde değil, ancak yapı brüt beton ile yapılmış ve tesisatları kırarak yer değiştirme imkanımız yok…ya tesisatlar için sıva üstü taşıma ve bu görüntüyü gizleyen çözümler üretmeliyiz ya da bu kullanım üçgenini aynen yerinde bırakıp bazı ilaveler ile, teknik mekanizmalar ile mutfağı kullanışlı kılan çözüm arayışları yapmalıyız…
  • Örneğin, ısıtma sistemi için gerekli olan kalorifer peteği de yeni tasarımda yer değiştirebilir, ya da olması gereken pencere altı konumu sabit bırakılarak mutfak buna bağlı planlan yapma kararı alınabilir…

Dolayısıyla mutfak sadece dolaplardan ve fırın-ocak-mikrodalga-lavabo gibi ekipmanlardan ibaretmiş gibi yalnızca görsellik ile tasarlanmamalıdır.

  1. Genel yapı kriterleri (yapının yapım sistemi, tesisatların durumu, tadilat yapılıp yapılamayacağı vb) de dahil olmak üzere işlevsellik, süreklilik, estetik ve uygun bütçe ile birlikte dizayn edilmelidir.
  2. Yukarıda da bahsedilen kullanıcı isteklerinin ve mimar tarafından mekana dair önerilenlerin, mevcut mutfakta tümüyle gerçekleşip gerçekleşemeyeceği üzerine iyi analiz yapılmalı uygulamada ve kullanımda sıkıntı yaşanmamalıdır.
  3. Mekan küçük ise, açık mutfağa dönüşüm öngörülmeli, ya da ferah gösterecek tasarımlar üzerine yoğunlaşılmalıdır. Örneğin, daha az üst dolap ya da bol camlı kapaklar ile dizayn yapılabilir. Ana konseptte yalın hatlar, açık renkler, laminat-lake vb. sade düz hazır kapaklar tercih edilebilir.
  4. Fazlaca dolap talebi ve buna karşılık küçük bir mutfak ile karşılaşıldığında; çözümde dolapların fazlalığı ön plana çıkmakta ve tavana kadar yapılan dolaplar ile uygulama gerçekleştirilmektedir. Bu bir çözümdür, ancak küçük mutfaklarda boğucu-sıkıcı ortamlar ortaya çıkartmaktadır. Bu nedenle, mutfak sahibinin çok iyi düşünmesi gerekir. Zira ergonomik olarak uzanamayacağımız yükseklikteki dolaplarda sadece kullanılmayan mutfak ekipmanları depolanmaktadır. Kullanmadığımız halde evimizde bulundurarak, sıkıntılı bir mutfak sahibi olmak yerine, yeterince mutfak  malzemesi ile daha ferah bir mekana sahip olmak daha doğrudur.
  5. Mutfak dolaplarında malzeme ve renk seçimlerinde de bütünlük olması açısından; mekanın yer döşemesi ile komşu mekanların (salon-antre-oturma odası)  yer döşemesi ve duvar boyalarının renkleri de dikkate alınmalıdır.
  6. Salona veya oturma odasına açık mutfaklarda; oturma grubu, vitrin vb. mobilyaların modern veya klasik ya da diğer tarzda oluşuna göre yeni mutfak için tarz ve buna bağlı olarak salonla bütünleşik renk ve malzeme belirlenmelidir.

Mutfak-Banyo uygulamalarında malzemeler hakkında bazı bilgiler

Mutfakta en çok üzerinde çalışılan ve hasar görme olasılığı fazla olan yüzey tezgahtır. Tezgah seçerken mutfağın genel tarzına bakmalıyız.

Modern bir mutfak için; çimstone, doğal granit, corian gibi bir malzeme gerçekten şık olmaktadır.

Corian dediğimiz malzeme, orijinal masif bir malzeme olup akrilik esaslıdır. Bu malzemenin en belirgin özelliği; eksiz tezgahlar yapabilmek, tezgah ile bütünleşik lavabo üretebilmek, tezgah ile süpürgeliği birlikte uygulayabilmek, tezgah üstü alın olarak eksiz görünümler elde etmek mümkündür ve eğer istersek özel kalıp ve imalat ile her türlü amorf formları da uygulayabileceğimiz alternatifler geliştirmemizi de sağlar. Bu malzemenin tek dezavantajı, tezgahın ısıdan (üzerine sıcak tencerenin direkt koyulması) korunması gerekmektedir.
Banyolarda kullanıldığında çok estetik olmaktadır. Modern banyolarda ve özellikle lake malzeme ile üretilen dolap ve lavabo üniteleri için ideal bir tezgahtır.

Granit tezgahlar eskinin mermer tezgahlarının yerini almıştır. Parlak ve şık görünümü, çizilmeyen leke tutmayan, ısıdan etkilenmeyen özellikleri ile granit pahalı olmasına rağmen tercih edilen malzeme haline gelmiştir.

Ekonomik bir çözüm istiyorsak laminat tezgahlar idealdir. Üstelik renk ve dokuları ile hem modern hem de klasik mutfaklara uyum sağlayacak alternatifleri de mevcuttur. Laminat tezgahların aynı modeli ile kompet dediğimiz tezgah üstü alını kaplamamız ve böylece fayans maliyetinden kurtulup, ekonomik çözüm sağlamamız da mümkündür.

Country tarzı dediğimiz ve çoğunlukla kırsaldaki müstakil konutlarda rastladığımız ahşap ağırlıklı klasik mutfaklarda genellikle tarzını tamamlayan eskitilmiş mermer ya da rustik seramik ve fayanslar, yer ve duvar için tamamlayıcı olarak seçilmekte ve bununla birlikte aynı seramik tezgah olarak kullanılarak hoş bir görünüm sağlanabilmektedir. Bu tarz yapıların banyolarında da bütünlüğün sağlanması bakımından klasik tarz uygulanmaktadır.

Klasik mutfaklar ve banyolar için masif ahşap tezgah da sıkça kullanılmaktadır. Estetikliği ve genel tarza uymu açısından iyi bir ağaç seçimi ve iyi bir işçilik ile başarılı bir çözüm olabilmekte ve gerçekten sıcak bir görünüm de sağlamaktadır.

Klasik mutfaklardaki yer döşemelerinde, koruması güç olduğundan ahşap parke ve benzeri bir malzeme tercih edilmemektedir. Ancak ahşabın sıcaklığını aratmayan ahşap görünümünde çok şık seramikler bulunmakta ve sıklıkla da bunlar kullanılmaktadır.

Modern mutfaklarda ise, bağlantıdaki mekanlarının ve dolaplarının renk uyumunu sağlayan granit, çimstone veya renkli seramikler tercih edilebilir.

Banyo ve mutfakta iyi ve doğru bir aydınlatma da insan psikolojisi açısından önemlidir. Özellikle doğal ışığın olmadığı mekanlarda seramik fayans ve mobilya renk seçiminde açık renkler tercih edilmelidir.

Mutfaklarda en çok kullanılan üçlü; soğuk-sıcak depolama (kiler-buzdolabı), lavabo ve ocaktır. Tüm hazırlık ve servis  çalışmaları bu üç ünitenin etrafında yapılır. Temizlik, yıkama vb. amaçlı hijyen esaslı her çalışma için kullanılan mutfak evye ve bataryası çok önemlidir. Görselliğinin yanı sıra yeterliliği, kullanışlılığı, ısıya ve darbeye dayanıklılığı, kendi temizliklerinin kolay olması gibi kriterler de dikkate alınmalıdır.

Örneğin çift gözlü evyeler için spiralli bataryalar kullanışlıdır. Normal bir batarya seçerken de uzun boyunlu dediğimiz yüksekçe bir bataryayı tercih etmeliyiz ki, altında suya tuttuğumuz yüksek-büyük ekipmanlar için kolaylık olsun. Yine elimiz kirli iken, küçük bir dokunuşla bataryayı açabileceğimiz modeller mutfakta pratiklik ve hijyen sağlamaktadır.


Salon, antre, yatak odası mekanlarında birçok alternatif tasarım, çeşitli malzemeler ile dekorasyonlar yapılabilir. Tüm bu çeşitlilik mutfak ve banyo için de mümkündür. Ancak mutfak ve banyoyu her sıkıldığımızda değiştirmemiz maddi olarak imkanımız olsa da zordur. Çünkü kullanımı ve görselliği iyi tasarlanmış banyo ve mutfaklarda sabit mobilyalar ve tesisatlar dekorasyonda malzeme ve renk değişiminden öteye gidemez.

Bu nedenle uzun soluklu kullanılabilirliliği olan tasarımların adaptasyonu bu mekanlar için daha da önemli olduğu bilinci ile muhakkak uzman deteği alınmalıdır.


Muvattalis

9 Şubat 2011 Çarşamba

ÇEVRE, YAPI, GÖRSELLİK VE İNSAN


New York’un blok gruplarından esinlenilen bu çalışma, anıtsallığı ve bulunduğu yer ile sembolikleşmiş bir binanın gasp edilmesini canlandırıyor. Kullanılan bina ise The Grande Arche De La Défense. Burası, Champs Elysées üzerindeki Arc de Triomphe aksında bulunan bir kemerdir. 
 The Grande Arche De La Défense


Bizler için görsellik ne kadar önemli diye durup düşündünüz mü hiç? Bilincimizden atamadığımız ama bence yeteri kadar önemsemediğimiz bu konuyu irdelemek istiyorum biraz.

Sektörlere bakalım önce.
Görsellik denince akla ilk geleni moda, belki sonra sinema, televizyon, gazetecilik vs. Görsel sanatları da bir tarafa bırakalım.
Bu soruyu on kişiye sorsanız dokuzu mimarlığı ilk beş ve belki de on meslek içinde saymayacaktır.
Hatta aklına bile gelmeyenler olacak muhakkak. Oysa görsellik yönü öne çıkan başlıca mesleklerdendir mimarlık... Bence de başında gelir.

Yukarıda sıraladığımız mesleklere bakın. Görsellik içermelerine rağmen, günün her anında ve her yerde görebilir miyiz bu meslekleri ve icraatlarını. Oysa mimarlık?

En pasif geçen zamanımız uykudaki zamandır değil mi. Ama bir mekanın içinde uyuruz. Uyandığımız andan itibaren gözlerimizin önünde hep mekan, yapı ve onların bileşkesi görüntüler dolaşır. İşte bu yüzden görsellik mantığımızın süzgecinden geçirince mimarlıkla özdeştir adeta. Pekiyi neden insanların ilk aklına gelen meslek mimarlık olmuyor?

Birçok sebep sıralanabilir elbette, doğru cevaplar ise çevremizde, gözlerimizin hemen önünde. Hatta gözümüze batacak neredeyse… Batmalı da artık. Çirkin yapılardan, çarpık şehirleşmeden, iş görsün diye oluşturulmuş ucube mekanlardan bahsediyorum. İşimizden nefret etmemizi sağlayan ofislerimizden, her şeyin her yerde olduğu dükkanlarımızdan, oradan buradan topladıklarımızla doldurduğumuz evlerimizden bahsediyorum. Mekansal tasarımının işlevsel, ekonomik ve estetik birleşim ile yapılmış olması gereken her gün içinde bulunduğumuz yaşam mekanlarımız bunlar.

Oysa ki insanoğlu doğal bir içgüdü ile yaşamsal hedeflerini hep arttırmak ister. Her birimiz bir sonraki hedef için imkanlarımızı sonuna kadar zorlarız. Mesela ulaşabileceğimiz en üstün özelliklere sahip otomobili alabilmek için tüm mücadeleyi veririz. Peki işyeri veya evimiz söz konusu olduğunda bu kadar önemser miyiz? “Hayır”. Kesinlikle öyle değildir ve bunun kanıtı gözlerimiz ve gözlemlerimizdir. Gelişmiş toplumlar arasında görülmeyişimizin bir nedeni de bu değil midir?

Sohbet ederken ne çok kullanır herkes mimar lafını. Çoğu zaman da anlamının dışında kullanır.  Bu ticari projenin mimarı benim! Şu adam endüstrinin mimarı! Gibi … En ufak bir iş yaptıracak olsak; mutfak dolaplarımızın değişmesi, dükkanımızın boyanması, banyodaki fayansların yenilenmesi vb. Bir mimardan fikir almayı isteriz hemen. Aldığımız fikirleri de  satarız başka yerlerde kendimizinmişçesine. Ne güzel bir alışkanlıktır bu yurdum insanındaki.

Fakat bunu örseleyen öyle de bir huyu vardır ki kimilerinin, olmaz olsun… Komşusu Mehmet beyden, müşterisi Oya hanımdan, arkadaşı Ahmet’ten velhasıl gördüğü herkesten fikir almaya bayılır. Her mekanın ve her kullanıcının istek ve ihtiyaçlarının, dolayısıyla çözümlerinin farklı olduğunu göz ardı eder. Bir başka mekansal çözümün kendi mekanına da uygulandığında en iyisi olduğunu da zannedebilir.
Bazen de her işte, her uğraşta, nerede olursa olsun, ilgisi bilgisi olsun olmasın, fikri sorulsun sorulmasın, ahkam kesmeye de bayılır. En kötüsü de sonunda mimarın ürettikleri unutulur. Konuyla ilgisi olmayanların söylediklerine takılıp kalınır. Sonuçta ortaya başka şeyler çıkar. Benim yurdumda bu hep böyle olmuştur, olmaya da devam etmektedir. Benim yurdumda herkes her şeyi bilmektedir. Teknik direktördür, doktordur, politikacıdır, avukattır, mühendistir, emeklidir, işçidir ve de aynı zamanda mimardır. Mimar Sinan kadar olmasa bile en azından yeni mezun bir çömez kadar canım…

Yaşanan bu bilinçsizlik, tabiatı ile yaşadığımız mekanları, alanları, şehirleri görsel açıdan birer ucube haline getirmiştir. Buradan yurdum insanını karalayarak bir meslek dalını kayırmaya çalıştığım yorumu çıkartılmasın. Asla bulunduğumuz durumdan mimarlar sorumlu değildir demiyorum. Bu ülkede yaşayan herkes gibi, herkes kadar sorumludur. Görselliğe en azından her millet kadar önem veren bizler, bu konuda yetkin meslek adamlarını neden önemsemeyiz?

Yakın dönemde yapıla gelmiş sıradan, kötü, çirkin yapılar mı neden olmuştur buna? Bu kötü işler hangi düzenin, sistemin, sistemsizliğin eseridir. Aslan yattığı yeri inkar etmektedir. Kötü mekanlarda çalışmakta, çalıştırılmakta, yaşamaktadır.

Estetik kaygıya kayıtsız kalmanın bahanesi maliyet olamaz. Görselliğin getirisi düşünüldüğünde (ki her zaman göz ardı edilmektedir maalesef) maliyetinin yüksek olmadığı görülmektedir. Buna en güzel örnek; iş yeri olarak mağazalar, konut olarak da villalar gösterilebilir. Bu mekanlar görselliğe daha fazla eğilerek maliyetlerinin artmasını göze alırlar. Sizce en revaçta mağazalar hangileridir? Dekorasyon ve yapı estetiği olarak neden birbiri ile yarışır en ünlü markalar. En çok revaçtaki konutlar hangileridir? Birbirinden güzel siteler doldurmadı mı banliyöleri? 

Yükselen bilinçle iyi adımlar da atılmıyor değil. Büyük şehirlerimizin belediyelerinde estetik kurullar oluşturulmaya başlandı. Mesleki denetimler ciddiye alındıkça meslek sahipleri serbest rekabet ortamında işleri ile değerlendirilebilecek. Bilinçli toplum, ucuz maliyeti ile değil kalite ve becerileri ile mimarı tercih edilir hale getirecek.

Türk insanı olarak umudumuz da var estetik anlayışımız da. Biraz parasal sıkıntımız var kuşkusuz. Ama sadece para çözmüyor sorunları. Seçimlerimizde görsellik ne kadar ön plana geçerse, çevremizdeki görüntüler de o kadar düzelecektir diye düşünüyorum.

Görülmeye değer ülkemizde, yaşanmaya değer yerlerde, çoktan hak ettiğimiz seviyede yaşayabilelim. Eminim hepimizin ortak dileğidir bu.      
    
muvattalis
End. Ür. Tasarımcısı  

Öne Çıkan Yayın

MAGNUM

  Yalanla kurduğunu, Yalnız kendin yaşarsın. Hayatı yarışma yapanlar, Yaşamayı nasıl başarsın. Duyuldukça adın, Yaşam üzerinden taşar. En iy...