16 Mayıs 2017 Salı

DAMLA










Damla...
Alaca karanlık bir buluttan dökülmüştü,
Milyonlarca kardeşiyle birlikte.
Şakağımın kenarından aşağı süzüldü, süzüldü!
Vicdan azabı gibi soğuktu.
Çoğu kötü hatıralar gibiydi iz bırakan.
Ve de bir ömür gibiydi, kayıp giden.
Sonunda kayboldu toprağın uzerinde...
Ben. Mayıs 13 2017

23 Nisan 2017 Pazar

23 NİSAN.









23 NİSAN...
Ne mutlu görmezden gelene. Ne mutlu artık hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanana. Bir referandumun ardından, hem de rejimi değiştirecek bir referandumun. Bir sürü senaryonun ve entrikanın ortasında genç bir Cumhuriyetin mensupları olarak geldiğimiz bu gün ne mutlu. Aradan henüz bir hafta geçti ve dünyanın ilk ve tek Çocuk Bayramını kutluyoruz.Doksanıncı kez alanlarda ve evlerde. Çocuklarla ve içindeki çocuğu muhafaza edenlerle birlikte. Hep bir ağızdan marşlar söyleyerek. Bu bayramı onlara armağan eden kurucu liderlerine müteşekkir olarak. Eminim ki hepsi umut dolu.Hiç biri olan bitene duyarsız değil. Görüyor, biliyor ve bekliyorlar. Fırsat oldukça seslerini de çıkarıyorlar. ''Mutluluk görmezden gelmek konusunda ustalaşmak demektir'' demişti ya John Nash. Gerçekten de öyle miydi?
Halk oylamasının sonucunu zafer addedenler, mevcut iktidara ve liderlerine körü körüne bağlı olanlar, Cumhuriyete ve Devrimlerine düşman olanlar, geri dönülmez yola girildiğini düşünenler çok mutlular. Geçen 15 yılda ustalaştılar. Her gün mutluluklarını, zaferlerini, üst perdeden dinlemiyor muyuz? Öyle alıştılar ki kazanmaya, hep kazanacaklarını düşünerek 364 gün kesintisiz mutluluklarını neşrediyorlar.
Ama bu gün değil. Bu gün mutlu olan kesim çocuklar. Hesabı olmayan, masum, melek gibi çocuklarımız. Tabi onlar için endişelenen büyükleri de onlar mutlu olduğu için bu gün mutlular. Yalnız kendisini düşünmeyen, başkasının derdi ile de dertlenen koca koca çocuklar da bu gün mutlu. Hala gelecek umudu taşıyan, barışa, kardeşliğe ve bu Cumhuriyete inanan ruhu hiç yaşlanmayanlar mutlular. Oysa hiç çocuk olamayanlar için bu gün, 364 günün aksine bir tek gün, zulüm gibi geliyor. Bir türlü anlayamıyorlar kaybedenlerin bu umudunu ve inadını. 364 gün yetmiyor onlara. Bu bir günü de istiyorlar yılın diğer tüm günlerini getirenden. Sorgusuzca bağlı olduklarının lütfu idi ya yaşadıkları 364 gün. Elbet bu bir günü de verecekti onlara. Yoksa ölüm gibi zulümdü bu bir gün. Neler denememişlerdi ki. Gündelik olayları bahane ederek yasaklamışlardı törenleri. Kutlu doğum haftası icat etmişlerdi. Üstelik Hicri değil Miladi takvime bağlamışlardı. Hep aynı zamana denk getirmek için. Gün gelip diğer dini günler ile çakışmasına bile aldırmamışlardı. Eğer yasaklayamıyorlarsa, bir bahane uydurup katılmamışlardı törenlere. Katıldıklarında da baklayı ağızlarından kaçırmışlardı. Çünkü hiç çocuk olmamışlardı. Çocuk olmak nedir bilmiyorlardı. Ne oyuncakları olmuştu ne de bayramları. Ama bu gün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Elbette Atatürk ün armağanıydı. ''Bazılarının yüreğe iyi gelen bir yanı vardı. Armağan gibiydiler'' der ya Küçük Prens.Tanrıdan asıl armağandı, bu bayramı armağan eden. Bu umudu yaşatmaya kimse engel olamazdı. Bu öyle bir mutluluktu işte kendiliğinden gelen. Nietzsche'nin öğüdü gerekti diğerlerine ''Başkasıyla gelen mutluluk başkasıyla gider'' demişti, gidecek de. 365 gün görmezden gelmeyenler hep birlikte kalıcı mutluluğun peşindeler. Sadece bu gün değil. Bu gün gibi bir sürü süregelen mutluluklar getirecekler. Motorları maviliklere sürecekler. Güneşli günler görecekler.
Tahir ÖZCAN 23 Nisan 2017


11 Nisan 2017 Salı

AYDINLIK

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük, açık hava ve yakın çekim
Herkes ağlayarak gelir de dünyaya

Pek azı yaşam sürer gülümseyerek


De ki kısmetle yada bilek zoru

Veyahut fitneci den minnet eyleyerek


Kimisi de hizmeti şah eder güldürür

Kimi ders verir gözün yaşın silerek


Resmeden de olur cümle devranı

Şiir le nakşeder kimi serv i revanı


Hatırlarız hepsini esbab ı nuzul gibi

Ruhsarı şen, ruhu şen, Kendisi RUŞEN


Ruşen HAKKI üstadın anısına...


11.04.2017 Tahir ÖZCAN

23 Mart 2017 Perşembe

UMUT




UMUT

Geceden korkmuyorum
Biliyorum bir kaç saat sonrası sabah
Norveç değil burası çünkü 
Altı ay beklenir mi güneş...

22.03.2017 T. ÖZCAN

13 Şubat 2017 Pazartesi

14 ŞUBAT

babalar günü ile ilgili görsel sonucu14 ŞUBAT

Kişi var ki ümid i izdivacında olsada iyi niyet
Ol yaşamda onunla bir ömür eziyet vesilesidir
Kişi var ki iyilik ummaya yok bir mesnet
Bir yastıkta geçen her gün tanrının hediyesidir

Tahir ÖZCAN

8 Ocak 2017 Pazar

O SÖZLER Kİ














O SÖZLER Kİ
O sözler ki acıdır
Mapushane avlularında
Demirli kırbaçlar gibi saklar
O sözler ki sırasında
Çiçek açmış bir nar ağacıdır
Dağ ufkuna vuran deniz aydınlığı
Sırasında gizemli bıçaklar
O sözler ki
İmgelem sonsuzluğunun
Ateşten gülüdürler
Kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
O sözler ki kalbimizin üstünde
Dolu bir tabanca gibi
Olup ölesiye taşırız
O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
Uğrunda asılırız...

''Attila İlhan''

O SÖZLER
Özgürlük, Bağımsızlık, Vatan
Kurduğumuz Cumhuriyet
Herkesi bir arada tutan
Şimdi seçime zorluyorlar
Ya birlikte atan tek bir yürek
Yada ağızdan çıkan tek bir söz
Geleceğimizi belirleyecek...


26 Aralık 2016 Pazartesi

Anayasa Değişikliği ve Başkanlık Sistemi hakkında

Anayasa Değişikliği ve Başkanlık Sistemi hakkında

Kanserli hastaların tedavi edildiği bir hastane var. Yıllardır bu hastanede tedavi yapılıyor fakat başarı oranı pekte tatmin edici değil. Başhekim ve hastane yönetimi, yönetim içindeki bazı doktorlar yeni bir tedavi uygulamaya karar veriyorlar. Bu tedavinin kesin sonuç vereceğini savunuyor bütün hastalara bu tedavinin uygulanmasını, eski tedaviden vazgeçilmesini telkin ediyorlar. Bu öyle bir tedavi ki daha önce hiçbir hastanede denenmemiş, hiç test edilmemiş, hatta tam olarak nasıl bir tedavi olduğu da pek bilinmiyor.Teklifleri hastanede bunun oylanması, yarıdan bir fazla hastanın kabul etmesi durumunda hemen yeni tedaviye geçilmesi.
Ancak hastanede bazı doktorlar var ki, bu tedavinin geri dönüşü olmayacak yan etkileri olacağı fikrinde. Bu muhalif doktorlar tabipler toplantısında bu fikirlerini dillendiriyor ancak yönetimdeki doktorları ve Baştabip'i ikna edemiyorlar. Baş tabip ise her ziyaret ettiği hastaya, bütün doktor ve hemşirelere bu tedavinin faziletleri hakkında telkinlerde bulunuyor. Hatta hastane çalışanlarına bile ikna toplantıları düzenliyor. Muhalif doktorların ise yeni tedavi hakkındaki şüphelerini giderecek bir faaliyet pek yok. Hatta hastane genelinde yeni tedavi aleyhinde öyle ulu orta konuşmak, tartışmak yasak. Muhalif doktorlar bu şüphelerini ancak kendi hastalarına anlatmaya çalışıyorlar. Hastanenin her yerinde yeni tedavinin reklamını yapan afişler asılı. Hastanedeki bütün ekranlardan bu yeni tedaviyi öven, eski tedavinin başarısızlığından bahseden propaganda konuşmaları yayınlanıyor. Bazı hastalar da şüpheci fakat yeni tedaviyi anlatacak, şüphelerini giderecek bilgi verecek kimseyi bulamıyorlar. Bazı hastalar ise görece daha hafif seyreden derecede hastalık taşıyor. Bazıları erken teşhis. Bu hastalar yeni bir tedavi denemeye sıcak bakmıyor. süren tedavilerinin bitirilmesini ve taburcu olmayı bekliyorlar. Bazıları ise çok ağır durumda. Zaten hastalık son evrede. Pek umutları yok. Ölümü bekliyorlar ve eski yada yeni tedavi umurlarında değil. Başka hasta profilleri de var. Mesela daha önce böyle yeni diye lanse edilen tedavi ve ilaçlardan canı yanmış olanlar. Meraklı oldukları için bu yeni tedavi hakkında bilgi toplamaya çalışan ve topladıkları bilgilere göre reaksiyon gösteren. Hiç azımsanmayacak bir hasta grubu da var. Eğer yeni bir tedaviye geçilecek ise bunun açıkça anlatılması, her yönüyle açıklanması, eğer oylanırsa hastaların tamamının (en azından tamamına yakınının) rızası ile uygulamaya geçirilmesini istiyor.
Hastanede giderek tansiyon yükseliyor. Bütün bunlar olurken hastanenin arazisinin bir kısmının istimlak edilme tehlikesi var. Alınan kredilerin geri ödenmesinde sıkıntı yaşanıyor. Bazı tazminat davalarının kaybedilme tehlikesi var. Tıbbi gereç ve ilaç kartellerinin dayatmaları, enerji temini yetersizliği ve komşu hastanelerle olan yıkıcı rekabette cabası. Bu ortamda yeni bir tedavi uygulamasının ne getirip ne götüreceğini bilmek mümkün değilmiş gibi görünüyor. Bazılarına göre bu hastaneyi batıracak bir çılgınlık. Bazılarına göre tek çıkış yolu. Bazılarına göreyse sonuç ne olursa olsun zamanlama çok yanlış. Hele bir kesim var ki, yönetimin bunu kendisi için dayattığı fikrinde. Başka iş mi var işin içinde? Belkide kesin olan tek şey, hastalar iyileşmek ümidiyle sessizce bekleyişte.

12 Aralık 2016 Pazartesi

KİBRİTÇİ KIZ

KİBRİTÇİ KIZ

Sihrini esirgeme gece perisi.
Saklanma. Oradasın biliyorum
Gözlerimi kapayıp açınca,
Kıvılcımlarını görüyorum.
Ama başka hiçbir şey yok karanlıkta.
Uyumak istemiyorum.
Yalnızlıktan mı üşüyor yüreğim?
Yoksa ayazdan mı?
Bedenimi donduran soğuk
Kimsesiz hissettiriyor beni.
Gece perisi hadi yap artık sihrini.
Kibritim bitti.
Çok var daha günün doğmasına...

Tahir ÖZCAN Aralık 2016

8 Aralık 2016 Perşembe

EFENDİ

EFENDİ

"Atatürk, Enver Paşa tarafından Sofya'ya askeri ataşe olarak gönderilir. Bulgaristan henüz 5 yıllık bir ülkedir. Üzgündür Atatürk İstanbul'dan gittiği için. Bir pastane vardır Sofya'da. Diplomatik erkan genel olarak o pastanede kahvaltı yapmaktadır. Atatürk de orada yapar kahvaltısını.

Bir sabah bir köylü girer pastaneye. Bohçası vardır yanında,bırakır bir masanın yanına,oturur. Bir garson gelir,köylü süt ve kek ister. Garson ise köylünün pastaneden ayrılmasını ister. İtiraz eder köylü. Birkaç garson daha gelip tekrarlarlar dışarı çıkmasını.

Köylü öfkelenir ve bağırmaya başlar. " Senin sattığın sütü ben üretiyorum, senin sattığın pasta,börek,çöreğin ununu ben üretiyorum. Peynirini,yoğurdunu ben üretip veriyorum. Pastana koyduğun meyveyi ben üretiyorum ve sen benim ürettiklerimi bana vermiyorsun öyle mi? Hayır çıkmıyorum ve kahvaltımı burada yapacağım" der..

Herkes suspus olur. Köylünün istedikleri masasına gelir, kahvaltısını yapar ve bir miktar parayı masaya fırlatarak çıkar ve gider.

Tüm her şeyi izler Atatürk. Küçük kareli not defterine şu notu düşer. "Bir gün benim köylüm de bu köylü gibi olursa millet olduk demektir "der ve ekler; 

" KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR"....

6 Aralık 2016 Salı

ARALIK GÜNEŞİ

kış güneşi tumblr ile ilgili görsel sonucu
ARALIK GÜNEŞİ
Çatılara serilip kalmış,
Can çekişen bir Aralık güneşi.
Ruhsuz bir orospunun,
Baştan çıkaramayan sahte kışkırtmaları gibi.
Bahçede yarım asırdır bitmeyen kavak ağacı davası,
Bir bahar daha yaşasın diye düşünmeden devrilen.
Halil GÜMÜŞ

Öne Çıkan Yayın

MAGNUM

  Yalanla kurduğunu, Yalnız kendin yaşarsın. Hayatı yarışma yapanlar, Yaşamayı nasıl başarsın. Duyuldukça adın, Yaşam üzerinden taşar. En iy...